11 Ağustos 2011 Perşembe

HİNDİSTAN'DAN 4 KURAL


"HİNDİSTAN' DAN 4 KURAL"

İlk kural :

" Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan,

etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretir

İkinci kural :

"Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın

içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. "Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı" gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir."

Üçüncü kural :

" İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak,

o da başlamaya hazırdır.

Dördüncü kural:

"Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir.

Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir."


9 Mayıs 2011 Pazartesi

Attalar...


Benim Ciğerparem büyüdü de bizimle gezmelere gidiyor ve ben en çok onunla olan attaları seviyorum.

8 Şubat 2011 Salı

ANNE DEMEK

Anne demek;

* Yenilen her lokmadan sonra alkış kıyamet koparan, şenlik havasına
bürünendir.
* Çıkan her pirinç tanesi diş için tüm hısım akrabaya telefon açandır.
* Tüm hafta hayalini kurduğu pazar kahvaltısına oturup asla yiyemeden
kalkandır.
* Sabaha kadar kırk sefer uyanarak,sabah kalkıp zombi gibi
işe gitmektir.
* İşten eve geç gelmenin vicdan azabıyla bebeklerinin yanına kıvrılıp
saatlerce koklayandır.
* Tatil yapamamanın kitabını yazandır.
* Eskiden hergün uğradığı kuaförünün yolunu unutandır.
* Çaydanlığın kapağı ile pet şişeyi kapatmaya çalışandır.
* Parça pinçik olmuş pazar gazetesini birleştirip okumaya çalışandır.
* Gecenin bir yarısı gözü kapalı süt ısıtıp, gözü kapalı geri dönendir.
* Saatlerce leblebi parmaklı ayakları öpmekten sonsuz keyif alandır.
* Temcid pilavı tadındaki baby tv yi seyretmektir.
* Bebek şef şarkısı söyleyerek, fırsat bu fırsat deyip birşeyler yedirmeye çalışmaktır.

* Üzümün çekirdeklerini tek tek çıkarmak, mısırı tanelere ayırmaktır.
* İşten yeni gelmiş ve içeri ilk adımı atmışken,"Anne atttaaaaa"
sözleriyle çark edip,en yakın parkın yolunu tutmaktır.
* Anne demek, bebek havuzunda yüzmektir.
* Başka bir anneyi nerede görürse görsün "Seni çok iyi anlıyorum tatlım
"bakışı atandır.
* Aşı takvimini ezbere bilendir.

* Kazara kendi için alışverişe gidip nasıl olduysa bebek kıyafeti dolu
poşetlerle geri dönendir.
* Ne kadar sert olursa olsun hayır demeyi beceremeyendir.
* İşe yetişmek için düğmelerini bahçede ilikleyendir.
* Uyduruk ninni besteleyendir.
* Çantasında sürekli Oyuncak kurbağacık, ıslak mendil ve kreker taşıyandır.
* Son teknoloji telefonu denize atıldığında ,diken diken olmuş her bir
saçına rağmen,annecim telefonlar yüzemez diyebilendir.
* Anne demek, eskisinden bin kat daha güçlü olmak demektir.
* Anne demek, hayatının sonuna kadar ve sonunun da ötesinde birileri için
endişelenmektir.
* Anne demek, iki küçük melekle, gururla, küçük dağları ben yarattım
edasında yürüyebilmektir.

* Anne demek, 100 yaşına da gelsen onun yanında hiç büyümeyeceğin bir kucaktır.
* Anne demek, yüreyini parçalara bölüp herbir parçayı özenle onlara
sunmaktır.
* Anne demek, 9 ay karnında taşımak değil,ömrünün sonuna kadar yüreğinde taşımaktır.

Alıntı:
Nihal Dokuyucu (http://sagliklimutfak.blogspot.com)

30 Ocak 2011 Pazar

TANRININ KİTABI

Yazdan beri dvdlerin arasında izlenmeyi bekliyordu.Başlangıçta ön yargılıydım.Ancak izledikçe beni etkisine aldı ve en sonunda şaşırtıcı iki süprizle bitti.
Her izleyicinin alacağı mesajlar farklı olacaktır,eminim.Ben daha çok antropolojik açıdan değerlendirdim.Din olgusu,gücü,bu gücün kullanımı vs.
İyi seyirler izleyici.

29 Ocak 2011 Cumartesi


Gerek yokken yanındalar, ihtiyacın olduğunda uzakta. Unutma ki, kimi hayatına girdiğinde hayatını aydınlatır, kimisi çıktığında. (TOLSTOY)

ÖYLE BİR HAYAT...


Nietzsche" .
‎.
Öyle bir hayat yaşıyorum ki, cenneti de gördüm, cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşa...dım ki tutkuyu da gördüm ,pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayati en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki, okudum okudum anlamadım..
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm,
Sonra dedim ki "söz ver kendine" !

"Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayati seyredersin".

Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım.
Öyle çok değerliymiş ki zaman;
Hep acele etmem bundan, anladım..

27 Ocak 2011 Perşembe

KIZILDERİLİ'DEN HAYAT DERSİ

KIZILDERILIDEN TEK KELIMELIK HAYAT DERSI.

Cherokee kabilesinin yaslilarindan biri hayat, ask ve evlilik uzerine konusurken sunlari soyluyor:

"Icimizde iki kurt var ve bunlarin arasinda da korkunc bir savas.

Kurtlardan biri; korkuyu, ofkeyi, kiskancligi, pismanligi, acgozlulugu, kibiri, kendine acimayi, kuskunlugu, asagilik duygusunu, yalanlari, ustunluk taslamayi ve benciligi temsil ediyor.

Digeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylasmayi, comertligi, dinginligi, alcak gonullulugu, nezaketi, yardimseverliligi, dostlugu, anlayisi, merhameti ve inanci temsil ediyor."

Genclerden biri "hangi kurt kazanacak?" diye soruyor ve yasli adam kisaca cevap veriyor:


"Beslediginiz"

1 Ocak 2011 Cumartesi

YILBAŞI ANISI :-)



YIL 1994 YANİ BUNDAN 16 YIL ÖNCE ÜNİVERSİTELİ 5 GENÇ BİR EVDE TOPLANIRLAR VE YENİ YILI KUTLAMAK İSTERLER.İÇERLER,TÜRKÜ SÖYLERLER,EĞLENİRLER, HÜZÜNLENİRLER,SARHOŞ OLURLAR SONRA BİRDEN NEOL BABA ÇIKAR KARŞILARINA.EĞLENCEYE BAŞKA BİR EVDE DEVAM ETMELERİNİ, ORADA DAHA ÇOK EĞLENECEKLERİNİ SÖYLER GENÇLERE.ONLAR DA DENİLENİ YAPARLAR.TAM YENİ EVDE ANKARA'NIN SOĞUĞUNDAN TUTAN BUZLARI ÇÖZÜLECEKKEN,KOCASIYLA HER YENİ YILI KUTLAYAMAMAKTAN MUZDARİP OLAN NOEL ANNE EVİ BASAR ÇINGAR ÇIKARIR.GENÇLER O EVDEN DE ARKALARINA BAKMADAN KAÇARLAR.HERBİRİ BAŞKA BİR EVDE BULUR KENDİNİ,ERTESİ GÜN OKULDA BULUŞANA DEK:-)NE YILBAŞIYDI AMA,HÂLÂ UNUTMADIK VE HER SENE GÜLEREK HATIRLARIZ.

19 Aralık 2010 Pazar


MONA LİSA'NIN GÖZLERİNDEKİ SIR

Ünlü ressam Leonardo Da Vinci'nin 'Mona Lisa' adlı portresi hakkında üretilen gizemlere bir yenisi eklendi. Bu kez sağ gözün içinde L ve V, sol gözdeyse C veE harfleri olduğu iddea edildi.Uzamnlar çıplak gözle görülmeyen, büyüteçle bakılınca ortaya çıkan kodları çözmeye çalışıyor. (Haber Radikal Gazetesi)

19 Kasım 2010 Cuma

MÜKEMMEL EV KADINLARINA İTHAFEN


Emma Bombeck Avustralya'da kanserden öldü.. Ölümünden hemen önce şunları yazmış...
‎"Hayatımı yeniden yaşayabilseydim eğer;

Hastayken yatağa girer dinlenirdim. Ben ...olmadığım zaman her şey kötüye gidecek diye düşünmezdim..
Gül şeklindeki pembe mumu saklamaz yakardım..
Daha az konuşur, ama daha çok dinlerdim..
Yerler kirlense, masa örtüm lekelense bile daha çok arkadaşımı akşam yemeğine davet ederdim..

Oturma odasında TV seyrederken, patlamış mısır yer, şömineyi yakmak isteyen birisi olduğunda ona engel olmazdım.. Yerler leke olacak diye korkmazdım.. Bana gençliğini anlatmaya çalışan dedeme daha çok vakit ayırırdım.. Kocamın sorumluluklarını daha çok paylaşırdım..

Saçım bozulmasın diye, arabanın camının açılmasını önlemezdim..
Eteğimin lekelenmesine aldırmadan çimlere otururdum..
TV seyrederken daha az, hayata bakarken daha çok ağlar ve gülerdim.. Ömür boyu garantilidir denilen hiçbir şeyi satın almazdım..

Hamileliğimin bir an önce sona erip, doğum yapmayı dilemek yerine, hamile olduğum her anın tadını çıkarır ve içimde bir canlı yaratmanın ne kadar harika olduğunu fark ederdim.. Bu o kadar nadir bir olay ki.. Mucize gibi bir şey..

Çocuklarım beni öpmek istediklerinde, asla "Önce git ellerini yüzünü yıka" demezdim.. Onlara daha çok "seni seviyorum", ondan da daha çok "özür dilerim" derdim..
Ama başka bir hayat verilseydi en çok yapacağım şey; her dakikasını değerlendirmek olurdu..

Dikkatle bak.. Gerçekten gör.. Yaşa.. Vazgeçme..
Küçük şeyler için şikayet etmekten vazgeç..
Bana benzemeyenler, benden daha çok şeye sahip olanlar ve kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi..
Bunun yerine, ilişkilerimi güçlendirmeye çalışırdım..
Sahip olduğunuz ruhsal, fiziksel ve duygusal her şey için Allah'a
şükredin.. Tek bir hayatınız var ve bir gün sona eriyor.. Umarım her
gününüzü değerlendirirsiniz.."

4 Kasım 2010 Perşembe


Hep söylüyorum, biz çocukken midemiz bulanınca ekmek y...edirirlerdi,grip "Yatınca geçer"di,başın ağrıyorsa "Çocukların başı ağrımaz" denirdi,uykun kaçıyorsa "Oyuncaklarını düşün, güzel rüyalar görürsün" şeklinde konuhalledilirdi!Okuma yazmayı öğrenemiyorsan ya, "Tembel"din ya "Yavaştan, sağlamsağlam öğreniyor"dun!Hüzünlü bir çocuksan "Yazar olacak herhalde" derlerdi,yerinde duramıyorsan, etrafa saldırıyorsan bir tane çakarlardı,susup otururdun.Kanaatimce pedagojinin zirve yaptığı yıllardı o yıllar.Çünkü sonra sonra, koşup oynadıktan sonra öksüren çocuk 'astım başlangıcı',okuma yazmayı zor söküyorsa 'disleksik', hüzünlüyse 'depresif',aşırı hareketliyse 'hiperaktif' diye nitelendirilmeye başlandı ve o sinameki yetiştirilen tipsizler şimdi büyüdüler! O kadar ilgi alaka sonrası ola ola ne oldular? Emo!Emo ne?Hani beş-altı yıldır etrafta saçlarını gözlerinin tekini kapatacak şekilde öne öne tarayan, miskin görünüşlü, asık suratlı, beti benzi atmış, sıska,dar pantolonlu, converse'li, siyah ojeli ergenler var ya...Taksim'de kaldırımlarda filan oturuyorlar.Aha onlar Emo!Emo kelimesinin emotional'dan (hissi) geldiği, bu yavruların pek bunalımlı pek güvensiz ve duygusal olduğu, topluma uyum sağlayamadıkları için böyle takıldıkları söyleniyor.Bizim zamanımızda punk vardı ya, onun gibi bir akım, ama bir halta yaramayanı! ! HERKESİN KEYFİNİ KAÇIRDIM Ay kıyamaam! Zamanında, kendi ergen yıllarımda bu akımdaha dünyada yokken 10 gün emo takılmışlığım vardır! Kafam neye bozuktuhatırlamıyorum ama o 10 gün, üstelik de yaz tatilinde, evin o köşesinden buköşesine oflaya poflaya nemli gözlerle dolaştım. Saçımı taramadım, denizegitmedim, sohbetlere katılmadım, tebessüm bile etmedim. Akşamları karabasan gibi yemek masasına çöküp herkesin keyfini kaçırdım. Bir akşamüstü, balkonda otururken annem "Ne bu surat her gün, senin derdin ne kızım aaa..." şeklinde pedagojik bir açılım yaptı."Sıkılıyorum... Hayat çok anlamsız" cevabımın üzerinden sanırımbirkaç saniye geçmişti ki, acı ve can havliyle bir metre havaya sıçradım.Annem, her Türk annesinin uzmanı olduğu 'mıncırma' hamlesini oldukça sert ve uyarısız gerçekleştirmiş ti.Mıncırma, malumunuz evlat artık poposuna terlikle vurulmayacak kadar büyüdüyse, ancak tekdir ile de uslanmıyor ve hakkı kötekse kullanılan, konu komşu, bitişik ev duyar ihtimaline karşı avaz avaz bağırmak yerine geçen bir terbiye şeklidir.Tercihen bel veya bacak bölgesinden bir alan seçilir, elle kavranır ve et, 180 derece çevrilir!Hemen ardından, daha acım ve şaşkınlığım hüküm sürerken, annem kısık sesle,yüzünü yüzüme yaklaştırarak "Alırım ayağımın altına" diye başladı ve "Karnın tok sırtın pek! Aklını başına topla! Sıkılıyorsanda git bakkala evin alışverişini yap, sonra da gel yemek kitabından bir kurabiye pişir, akşam misafir var, hadi yallah..." şeklinde bitirdi! *NE DERDİM KALDI NE DE TASAM* Malumunuz eti mıncırılan ergen olay yerinde fazla kalamaz, mıncırandan tırstığı için kendisine yalakalık yapar, arzu ettiği aktiviteleri gerçekleştirir.Mıncıran mutlu, mıncırılansa artık efendi bir insandır! Aynen öyle oldu.Mıncırma sonrası ne derdim kaldı ne tasam! Emo'luğum o gün bitti, bu yaşakadar da hep mutlu mesut, uyumlu, üretken biri olarak yaşadım. Şimdininsokakta bira içen, gelen geçenden ihtiyacı var diye değil, hayat tarzı sandığı için para dilenen, dünyanın bütün derdi sırtındaymış gibi davranıp,bunalım takılıp bir işin ucundan tutmayan emo'larının başında, bizim zamanımızın anne babaları olacaktı ki. Ohoo... Muma dönerdi hepsi! Bir kere her şeyden önce bütün o yüzü gözü saçla kaplı eşek herifleribir eşek tıraşına götürürlerdi, kesin!Ülkenin gençlerine bak.Tarikat yurtlarında yetiştirilen çocuklar, polise atsın diye eline taş verilenler, bir de emo'lar!Gelecekten çok umutluyum çok.

CUMA'NIN KÜPESİ


EZGİ BAŞARAN
RADİKAL GAZETESİ (04.11.2010)

Cuma'nın küpesi bizim özgürlüğümüzün teminatı
Muhafazakâr, köhne kafalara karşı Cuma öğretmenin yanında olun.
Manisa’da en çok pil toplayan okula ödül verilecekti. Mayıs 2010. Cuma Toygar 10 yıldır çalıştığı Necatibey İlköğretim Okulu’nun bahçesini ağaçlandırabilmek için zamanında arabasını satmış bir sınıf öğretmeni. Pil mi toplayamayacak. 500 bin tane biriktirdi, okulu birinci oldu. Merasim anı. Vali ödülü vermek için Cuma öğretmene doğru yaklaştı. Fakat o da ne? Cuma öğretmenin sol kulağında yarım milimetre boyutlarında kurşuni bir parlaklık var. Küpe. Vali geri adım attı, ödülü vermedi. Söyleyin o öğretmene çıkarsın küpesini! Müfettişler okul müdürüne, okul müdürü ona haber saldı. Çıkarmadı küpeyi Cuma hoca. “Bu küpeyle ne dini ne siyasi bir mesaj veriyorum. Benim şahsi tercihim, minnacık bir süs eşyam. Kime ne?” diye düşündü. E haklı. Memurların kılık kıyafetini düzenleyen yasada öğretmenler küpe takamaz diye bir madde yok. Okul müdürü her ay uyarı vermeye başladı: “Okula küpeyle geldiğiniz tarafımızca tespit olunmuştur. Her ne kadar kanunen bir engel olmasa da küpe takmanız hoşumuza gitmemektedir.” Uyarılar işe yaramayınca Cuma öğretmenin maaşından ceza olarak 66 lira kesilmeye başlandı. En son bir OKS sınavında gözetmen olarak görev yapacaktı. Sınav başlamadan birkaç dakika kala müfettişler tarafından koridora çağrıldı. “Cuma Bey, küpeniz var?” Evet var. “E çıkarın!” Niye çıkarayım yahu, bir tane mantıklı sebep gösterin çıkaracağım. İl Milli Eğitim’in şube müdürü ve teftiş kurulu başkanı Cuma hocayı bir kez daha mimledi. Bu görüşmenin hemen ardından Necatibey İlköğretim Okulu’na gönderilen müfettiş Cuma hocanın başka bir okula transfer edilmesine, “tebdil-i mekanda ferahlık olacağına” kani olduğunu belirten bir rapor yazdı. Aynen böyle dedi. Sürüldü Cuma Hoca. 45 km uzaklıktaki bir köye. Eşi ve lise son sınıfa giden oğlu mahvoldu. “Cuma, inat etme! At Allahaşkına şu küpeyi” diyorlardı. Hatta boynuna sarılıp zorla küpeyi çıkarmaya çalıştılar. Nafile. Evde böyle bir savaş yaşanırken, Cuma hocanın yeni işyeri, yani Malban köyünün muhtarı bir açıklama yapmasın mı… Gelmesin küpeli öğretmen, köyce karar verdik gelirse onun için iyi olmayacak. Cuma hoca dün Milli Eğitim’e dilekçe verdi: O köyde canıma malıma bir zarar gelirse sorumlusu sizsiniz. Yarın da savcılığa gidecek. Cuma Toygar, 6 ay önce takmaya başladı o küpeyi. Neden biliyor musunuz? Sınıfına cesaretten ve farklılıklara hoşgörüden bahsediyordu. Öğrencilerden biri parmak kaldırdı ve “Hocam sizde farklı olma cesareti var mı” dedi. Olduğunu kanıtlamak için ertesi gün kulağını deldirdi 48 yaşındaki Cuma hoca. Fakat maalesef sonrasında yaşadıkları öğrencilerine gerçek dersi verdi. Manisalı sınıf öğretmeni Cuma’nın küpesi var ya, hani bir türlü çıkarmadığı… O bu ülkede başını kapatan, başını açan kadınların, tercihlerini yaşamaktan korkmayan uzun saçlı, dövmeli erkeklerin… Eşcinsellerin, anadilinde eğitim görmek isteyenlerin, ateistlerin, dindarların… Aslında herkesin özgürlük teminatı. Bu memleketin tektip olmayan insanları size sesleniyorum. Muhafazakâr, köhne kafalara karşı Cuma öğretmenin yanında olun.

14 Eylül 2010 Salı

KARAKTER

RUSSEL GOUGH, "Karakteriniz Kaderinizdir" adlı kitabında diyor ki:

"Doğru ve iyi olanı bilmek ile doğru ve iyi olanı yapmak arasındaki en önemli bağlantı; doğru ve iyi olanı yapacak bir karaktere sahip olmaktır.Eğer karakter gelişmemişse tahsil ise yaramıyor.''

Unutmayalım; banka hortumlayanlar, devleti soyanlar, rüşvet alanlar, vatanı çıkar uğruna satanlar, maç satanlar, şike yapanlar, teşvik verenler; birilerini hakir görüp aşağılamakla yükseleceklerini zannedenler hep tahsilli bireylerdir..."

O yüzden Roosevelt demiş ki:"Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek topluma bir bela kazandırmaktır.

13 Eylül 2010 Pazartesi

HAYAT

HAYAT...
Gidene kal demeyeceksin. ..
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yaraşır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme, yoksa... değersiz hep sen olursun...
Düşün...Kim üzebilir seni, senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır, sen izin vermezsen?Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşam sevgisini...
Ya çare sizsiniz,ya da çaresizsiniz.
Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm, cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum,
Oynadım. Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazan evimde, hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine;Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsani önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan, düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan.
Anladım.

F. NIETSZCHE (1844-1900)

26 Nisan 2009 Pazar

DELİ DELİ OLMA

Baş rollerde; Şerif Sezer ve Tarık Akan. Oyuncu kadrosunda ayrıca; Levent Tülek, Zuhal Topal, Barış Üregül, Deniz Arna, Korel Cezayirli, Cemile Nihan Turhan, Ozan Erdoğan yer alıyor.

"DELİ DELİ OLMA" sözü Kars'ta “Aklını başına al” anlamında kullanılılıyormuş.

Bu filme Döne ile birlikte gittik.Tam bir insanlık durumu hikâyesi. Çok duru,temiz ve içten bir anlatım.Mişka(93 Harbi'nde Çar'ın zoru ile Kars'a göç eden Malakan Kavmi'nin son temsilcisi) ile köyün korkusundan titrediği yaşlı,huysuz kadın Popuç'un arasındaki ilişkiyi anlatıyor.Popuç ölesiye bir kin ve nefret duymaktadır Mişka'ya.Buna karşılık Popuç'un küçük kız torunu tam tersi bir arkadaşlık kurar, Mişka ile ve hikâye bir piyano etrafında gelişir.Senaryonun dışında beni etkileyen; doğa görüntüleriydi.Filmi uzun uzun anlatmayacağım.merak edin ve seyredin istiyorum,çünkü.

NOT: Film eksi 28 derecede çekilmiş.Sırf bu zorluğa karşın verilen emek için bile gidilir bu filme.
Bu arada Levent Tülek'in oyunculuğuna da diyecek yok doğrusu.

SLUMDOG MILLIONAIRE

Filmin ilk sahnesinden son 20 dakikasına kadar gözümü kırpmadan izledim.Müthiş bir hikâye.Zekice bir örgüye sahip.Hikâyeden daha da etkileyicisi görüntüler.O görüntüler,mekanlar tamamen olduğu gibi çekilmiş yani ;gerçek! Ve seyirciyi içine çekiyor.Her kare "Hadi canım, yok artık!" dedirtiyor. Küçücük çocukların onca kötülük içinde nasıl varlık sürdürdüğüne, hayatta kalabildiklerine şaşırıp şaşırıp, duruyor, insan.Hele de o yarışma.Soruların (hele hele de varoşlarda yetişmiş bir gencin cevapları gözü kapalı) bilinmesi karşısında nutkum tutuldu.
Ancak dediğim gibi son 20 dakikaya kadar.Sonu klasik Bollywood tarzında Mutlu, masalsı sonlardan hoşlananların seveceği bir tarz.Şimdiden iyi seyirler dilerim.

30 Mart 2009 Pazartesi

GÜRBÜZ HOCA'NIN ARDINDAN AĞIT

GÜRBÜZ HOCA'mızın ardından eşim Serdar Doğan'ın yazdığı "AĞIT" diyorum.

28 Mart 2009 Cumartesi

GÜRBÜZ ERGİNER (Quetzalcoatl)

ANKARA ÜNİVERSİTESİ DİL VE TARİH-COĞRAFYA FAKÜLTESİ ETNOLOJİ BÖLÜM BAŞKANI değerli hocamız GÜRBÜZ ERGİNER'i bir trafik kazası sonucu kaybetmiş bulunuyoruz.

1994-1998 yıllarında her dersinde bize verdiği bilgiler,anlattıkları karşısında hayranlığımız kat kat artardı kendisine.Özellikle mitoloji alanında anlattıklarıyla biz efsaneler arasında müthiş yolculuklar yaşadık.

İnsanlarla bir süre yaşadın,onlara doğruları gösterdin ve uygarlığı öğrettikten sonra göklere geri döndün;göksel suların ve rüzgarların,sabah yıldızının ilahı Quetzalcoatl !

ZAMANIMIZIN PARADOKSU


Grammy ödüllü ABDli stand-up komedyen, oyuncu ve yazar GEORGE CARLIN, 71yaşında kalp yetmezliginden öldü.George Carlin Amerika'da 70 ve 80 li yilların bir komedyeni idi. Biraz ağzıbozuk olarak bilinirdi. 11 Eylül'den ve karısının ölümünden sonra söyle yazmıştı
Tarih icinde zamanımızın paradoksunu soyle sıralayabiliriz :

Daha yuksek binalarımız,
ama daha kısa sabrımız var;
daha genis oto yollarımız,
ama daha dar bakış açılarımız var.
Daha çok harcıyoruz,
ama daha az seye sahibiz;
daha fazla satın alıyoruz,
ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha buyuk evlerimiz,
ama daha küçük ailelerimiz;
daha cok ev gereçleri,
ama daha az zamanımız var.
Daha cok eğitimimiz,
ama daha az sağduyumuz;
daha fazla bilgimiz,
ama daha az bilgeliğimiz var.
Daha cok uzmanımız,
ama yine de daha çok sorunumuz;
daha cok ilacımız,
ama daha az sağlığımız var.
Çok fazla alkol ve sigara tüketiyoruz,
çok savurganca para harcıyoruz,
çok az gülüyoruz,
çok hızlı araba kullanıyor,
çok cabuk kızıyoruz,
çok geç saatlere kadar oturuyor,
çok yorgun kalkıyoruz,
çok az okuyor
çok fazla TV izliyoruz
ve çok ender şükrediyoruz.

Mal varlıklarımızı çoğalttık,
ama değerlerimizi azalttık.
Çok konuşuyoruz,
çok az seviyoruz
ve çok sık nefret ediyoruz.

Gecimimizi sağlamayi öğrendik,
ama yaşam kurmayı öğrenemedik.
Yaşamımıza yıllar kattık,
ama yıllara yaşam katamadık.
Aya gidip gelmeyi öğrendik,
Ama yeni komsumuzla karşılaşmamak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var.Dış Uzayı fethettik,
ama iç dünyamızı edemedik.
Daha büyük isler yaptık,
Ama daha iyi işler yapamadık. Havayı temizledik,
ama ruhumuzu kirlettik.
Atoma hükmettik,
Ama önyargılarımıza edemedik.
Daha çok yazıyoruz,
ama daha az öğreniyoruz.
Daha çok plan yapıyoruz,
daha az sonuca varıyoruz.
Koşuşmayı öğrendik,
ama beklemeyi öğrenemedik.
Daha fazla bilgiyi depolamak, her zamankinden daha çok kopya çıkarmak icin daha cok bilgisayarlar yapıyoruz,
ama git gide daha az iletişim kuruyoruz.
Zaman artık, hızlı hazırlanan ve yavaş sindirilen yiyeceklerin; büyük adamlar ve küçük karakterlerin; yüksek kârlar ve sığ iliskilerin zamanıdır. Günümüzz artık, iki maaşın girdigi
ama bosanmaların daha cok oldugu,
daha süslü evler,
ama dağılmış yuvalarin olduğu günlerdir.
Bu günler, hızlı seyahatler, kullanılıp atilan çocuk bezleri, yok edilen ahlakî değerler, bir gecelik ilişkiler, obez bedenler ve neşelendirmekten sakinleştirmeye hatta öldürmeye kadar her şeyi yapabilen hapların olduğu günlerdir. Vitrinlerde her şeyin sergilendigi,
ama depolarda hiçbir şeyin olmadığı bir zamandayız.